Ana Sayfa > Ateizm (Tanrı Tanımazlık)  
 

Ateizm Psikolojisi ve Propagandası


Bu sayfa 3794 defa okundu.

Hz. Adem’den itibaren gönderilen dinlerin insani kabul ve inançlar ile karışmalarından dolayı tarih boyunca inançsızlık ya da yanlış inanç üzerinde olma hali var ola gelmiştir. Son dinimizin kaynağı Kur’an-ı Kerim’in insan müdahalesinden korunması ve kıyamete kadar din adına geçerli olacak tek kaynak olması sayesinde Tevhid yani Allah’ın birliği üzerine kurulan din anlayışı sapasağlam bir temele oturtulmuştur. Ancak günümüzde de eski dönemlerde olduğu gibi Allah’ın varlığına birliğine ve her an her şeye olan hâkimiyetine inanmayan ya da yanlış Allah inancına sahip kişiler bulunmaktadır. Eski dönemlerde genellikle Allah’a mahsus olan özellikler başka varlıklara da yüklenmek suretiyle şirk yoluna gidilirken son yüzyıllarda bu daha çok doğrudan Allah’ın varlığını inkâra (ateizm) dönmüştür. Oysaki özellikle son yüzyılda bilimsel alanda katedilen gelişmeler doğrultusunda ateist olabilmek için ne kadar az sebebin olduğu ciddi bir biçimde ortaya konulmaktadır. Evren ve içinde yaşan canlılar olarak bizler mükemmel bir tasarımın ürünleriyiz. En küçüğünden en büyüğüne kadar tüm oluşumlar tesadüflere meydan bırakmayacak şekilde düzenlenmiştir.

Genellikle ateistler kendi inançsızlıklarına dayanak olarak modern bilimi gösterir ve modern bilimi propaganda aracı yaparlar. Esasen işin aslı zannedildiğinden farklıdır. Yani hiçbir bilim adamı ya da bilimsel veri bu güne kadar bir yaratıcının olmadığını ya da olamayacağını ispatlayabilecek deliller sunamamıştır. Bu gerçeği kabul etmek istemeyen kişi ve çevreler felsefi tutum ve kabullerinden dolayı bu gerçeği saptırmakta ve kendi inançlarına dayanak olarak gördükleri bilimin Allah’ı yok saydığını savunmaktadırlar. Bilimsel veriler ne Allah vardır ne de yoktur der. Esasen bu, mevcut verilerden hareketle aklı başında bir kişinin varabileceği bir sonuçtur. Yani inanan kişiler -ateistlerin kendi inanç ve kabullerinden hareketle Allah yoktur sonucuna ulaşmalarının bir benzeri olarak- Allah vardır inancından hareketle bilimsel verileri yorumlayıp işte Allah vardır demez. Bizzat bilimsel veriler bizi bu sonuca yani tüm varlığın bir yaratıcısının olması gerektiği sonucuna götürür. Bu sonuçtan hareketle de günümüzde daha az ateistin olduğuna değil ateist olmak için çok daha az sebebin olduğuna tanıklık ederiz.

Bir kimse şayet kendini şartlamışsa ne kadar olağan üstü olay ve oluşum görürse görsün yine de bir yaratıcı olduğu inancını reddedebilir. Bu ayrı bir psikolojik durumdur. Ancak Allah’ın yok olduğunu delillendirme yoluna girerse işte o noktada felsefi kabulleri dışında kendisine herhangi bir dayanak bulamaz.

Gerek evrenin gerekse canlılığın oluşumundaki sayısız uyum ve mükemmellikler bizlere açık bir şekilde neden bir yaratıcının varlığına inanmamız gerektiğini ispatlar. Evrenin ezeli olmadığı ve sonsuza kadar da var olamayacağı gerçeğinin bilimsel olarak da açığa çıkmasıyla maddeye ezelilik ve ebedilik yükleyen materyalist felsefe çökmüş ancak yıkıntısının etrafa dağılan parçaları günümüze kadar devam etmiştir. Oysa temelinden yıkılan bir binanın değeri sadece kalıntılarının dozer ve kepçe yardımıyla alınıp hayatın dışına atılmasından ibarettir.

Peki, bunca delil olduğuna inanmamıza rağmen tüm bu delilleri inkâr eden insanlar nasıl bir psikoloji içindeler. Tabi bu neredeyse inançsız kişi sayısınca farklı sebeplere dayanabilecek bir durumdur. Ancak genel itibariyle bakıldığında bu insanların gerçeği aramaktan ziyade gerçekten kaçmak ve beklide bir manada gerçeğe kulak tıkamak gibi bir halleri bulunmaktadır. Şayet bir yaratıcıya inanırsa o yaratıcının emrettiği şekilde yaşaması gerektiği gerçeğinin farkına varan ve kendi özgürlüğü üzerinde kimseyi otorite kabul etmeme cüretini gösteren pek çok inançsız insan vardır. Yani yokken var olan ve ölüp toprak olacak olan, üstelik kendi kendisini var ettiğini iddia dahi edemeyen insanların takınmış oldukları tavır ve göstermiş oldukları cesaret olsa olsa bilgisizlik cesaretinden ibarettir. Ateist kişilerin ateistlikleri zannedildiği gibi derin araştırmalar sonucunda varılmış bir kabul değildir. Çoğu ateistin aileden ya da çevresinden kaynaklanan bir hikâyesi vardır. Sevgilisinden ayrıldığı, bir yakınını kaybettiği ya da geçmişte bir din adamından kötü muamele gördüğü için bile insanların ateist oldukları göz önünde bulundurulduğunda sebeplerin çok da kayda değer olmadığı anlaşılacaktır. Allah’ın vermiş olduğu sayısız imkânın şükrünü yerine getirmeyen insan sahip olduğu bir şeyi kaybettiğinde ya da istediği bir şey gerçekleşmediğinde hemen nankörlük yaparak inançsız olabilmektedir. Allah’ın verdiği kalp ve beyin ile Allah’ı inkâr dil ile de bu inkârını tasdik etmektedir. Bir sperm damlasıyken kendini insan kılan ve çok çeşitli nimetlerle donatan Allah’a karşı bu kinin ve inkârın sebebi tamamen psikolojiktir.

Bu gibi kişiler dindar bir insan görmekten ya da ölüm ve benzeri gerçekleri duymaktan son derece rahatsız olurlar. Derhal konuyu kapattırır ya da din aleyhine savunmaya geçerler. Etraflarında kendileri gibi inançsız insanlar olmasını arzu ettiklerinden adeta Allah’a ve dine savaş ilan ederek din konusunda yetersiz bilgiye sahip insanları kendi taraflarına çekmek ve bu sayede inançlarını meşrulaştırma kendilerini ise tatmin etme yoluna giderler. Daima kötü örneklerden hareketle inanmayan insanların inanan insanlara nazaran daha dürüst daha doğru daha erdemli ve daha entelektüel olduğu zannına kapılırlar. İstisnaları muhakkak olmakla birlikte genellikle büyük çoğunluğu inançlı insanları eleştirir ve inançlı olan tek bir kimseye bile saygı duymamasına hatta tahammül edememesine rağmen kendisine ve inançlarına saygı gösterilmesini beklerler. İnançlı insanları cahil, yaptıklarını ise alay konusu edinirler.

Özellikle günümüzde Allah’ın yeterince tanınıp bilinmiyor olması ve yanlış dini bilgilere sahip olunması yüzünden arayış içinde olan gençleri etkilemek ve inançsızlığı maharetmiş gibi göstermek uğruna çeşitli faaliyetler gösteren çevreler ve internette yayın yapan siteler Allah’a ve Kur’an’a iftiralarla doludur. Bu gibi çevrelere verilecek en güzel cevap Müslümanların bilinçlenmesi ve doğru bilgilerle kendilerini yetiştirerek örnek olması olacaktır. Ateist olan insanlara karşı güzel sözle öğüt vermek ve belki gerçekleri görebilirler umuduyla imkânlar ölçüsünde bilgilendirmek yerinde bir davranış olacaktır. Ancak unutulmaması gereken bir gerçeği göz ardı etmemek gerekir. Hidayeti dilediği takdirde verecek olan Allah’tır. Kula düşen diğer ibadetlerde olduğu gibi ihlâslı bir şekilde örnek bir Müslüman olarak dinin yaşanması ve anlatılmasıdır. Bu yapılırken Allah’ın işini Allah’a kulun işini kula bırakmak ve dine karşı saygısızlık etmediği müddetçe kimseyi inançlarından dolayı yargılamamak gerekir. Kişi inanmak ya da inanmamak da serbesttir. Kendisine emanet olarak verilen hayatını nasıl kullandığının hesabını sadece Allah’a verecektir. Bu bilinçle hareket etmek daha doğru ve yerinde bir davranış olacaktır.Tüm bunların sonucunda insan kendini şu soruyu sormaktan alıkoyamamaktadır. İnsanlar nasıl olurda bunca gerçeği görmezlikten gelir ve hayatları üzerine kumar oynayarak adeta kendi elleriyle kendilerini asarlar? Neden?